7 Ekim 2025 Salı

Korku, Alışkanlık ve Statüko: Sürüngen Beyin Perspektifinden Muhalefet Söylemi ile Dinde Gelenekçiliğin Kesişimi

 

Reflekslerden Usûle: “Millet Aç”tan “Halku’l-Kur’an”a Uzanan Korku Zincirini Kırmak

Kim Konuşuyor: Biz mi, Eski Beyin mi? Muhalefetin Korku Dili ve Dinde Akılcılıktan Kaçış

1) Mesele yalnızca “Kur’an–Hadis” değil, “değişime direnç”tir

Bugün dinin kaynakları etrafındaki gerilim, dar bir “Kur’an–Hadis çekişmesi”nden ibaret değildir; insanlık tarihi kadar eski bir olgu olan toplumsal aklın değişime direnciyle de ilgilidir. Bireyler tek tek düşünebilen ve dönüşebilen varlıklardır; fakat toplumsal düzeyde değişim, korkular ve alışkanlıklar yüzünden daha yavaş seyreder. Toplumun bir kısmının “eski olanı” terk etmemesi, diğerlerine direnç üretir ve dönüşümü sancılı kılar.

2) Nöropsikolojik arka plan: “eski beyin”in güvenlik refleksi

Beynin çalışma mantığı bu direnci açıklar:

  • Sürüngen beyin: Alışkanlıkları ve otomatik tepkileri yönetir; güvenliği ve sürekliliği önceleyen hızlı kararlar verir.
  • Duygusal beyin (limbik): Duygu ve hafızayı taşır; koşullanmayı pekiştirir.
  • Yeni beyin (prefrontal korteks): Planlama, erteleme, risk hesabı ve uzun vadeli kararların merkezidir.

Stres ve korku arttığında “eski beyin” (sürüngen + duygusal katman) kontrolü ele alır. Toplumsal akıl, bireysel eşiği aşsa bile, diğer bireylerin eşiğine de takıldığı için değişime karşı çifte bariyer yaşar. Bu yüzden planlama ve risk alan prefrontal aklın temsilcileri, çoğu kez “tehdit” gibi algılanır.

3) Erken İslam tarihindeki kırılma: travma ve doktrinleşen savunma

Hz. Peygamber’den kısa süre sonra yaşanan iç çatışmalar, Müslüman toplumda derin bir travma oluşturdu. Büyük günah işleyenlerin “dinden çıktığı” yönündeki sert yaklaşımlar (Hâricî eğilim) toplumsal korunma refleksiyle rağbet gördü. Buna karşı İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, büyük günahkârın hükmünün ahirette belli olacağını, Allah’ın dilerse affedebileceğini savundu. Bu yaklaşım, “kararı sonraya bırakma” fikri nedeniyle Mürcie başlığıyla anıldı; ancak zamanla Mürcie’nin uç yorumları Ebû Hanîfe’ye haksızca izafe edilerek onu “yenilik yanlısı/re’y ehli” olduğu için tahkir etmenin aracı hâline geldi.

Burada da “eski beyin”in güvenlik refleksinin teolojik bir katılığa dönüştüğünü görürüz.

4) “Halku’l-Kur’an”, hadis süreci ve Buhârî örneği: korku, ölçü, denge

Kader ve sorumluluk tartışmalarıyla bağlantılı Halku’l-Kur’an meselesi, ikinci asırda uydurma rivayetlerin çoğalmasıyla yeni bir boyut kazandı. Değişmez ve güvenilir kaynak ihtiyacı büyüdükçe “Kur’an’ın yaratılmışlığı” iddiası, metnin dokunulmazlığına zarar verebilir korkusuyla sert tepki çekti.
İmam el-Buhârî gibi isimler, “sözlerimiz fiillerimizdir; fiiller mahlûktur” diyerek meseleyi nüanslı biçimde ele aldıklarında dahi sosyal baskıyla karşılaştılar. Yöntemli rivayet tenkidi yapanların, rivayet ekonomisinden itibar devşiren çevreleri rahatsız etmesi de bu tepkiyi besledi. Böylece, asıl bilimsel ihtiyatın yerini, travma kaynaklı aşırı savunma aldı.

5) Güncel tablo: “akılcılık fobisi”nin kökleri

Modern dönemde Müslüman dünyanın bilimden uzaklaşması ve Batı ile çatışmalı deneyimi, “aklı öncelemek” ile “dini sulandırmak” arasında bir kaygı üretti.

 Kur’an’ın mükerrer “akletme” çağrısına rağmen, akla başvuru çoğu çevrede kuşku konusu oldu. Oysa sağlam kaynak, ispat yükü ve metin tenkidi gibi bilimsel araçlar, dinî sahada da ciddiyetin parçasıdır. Okur-yazar kesimin Kur’an’a doğrudan tutunma isteği, “her şeyi mubahlaştırma” gibi uç örneklerle gölgelenmemeli; istisnalar, ilkelerin yerine ikame edilmemelidir.

6) Sonuç ve öneri:

Bugün ihtiyaç, geleneğe yapışmayan bununla beraber gelenekle kavga eden değil basamak olarak gören, Kur’an’ı asli referans kılan; Resulün örnekliğini anlamlandıran; aklı, kaynak tenkidinde ve hükümlerin güncellenmesinde metodik bir araç olarak kullanan yeni bir kelâm ve fıkıh usûlüdür.

  • Kaynak hiyerarşisi netleşmeli; metinlerin sıhhati, tarihselliği ve bağlamı aklî/mantıkî ölçülerle test edilmelidir.
  • Rivayet değerlendirmesi sadece isnatla sınırlı kalmamalı; metin ve maksat tenkidi güçlendirilmelidir.
  • Toplumsal psikoloji dikkate alınarak, “eski beyin”in güvenlik reflekslerini yatıştıran; fakat “yeni beyin”in planlama ve yenileme kapasitesini harekete geçiren bir iletişim dili kurulmalıdır.

7) Siyaset Boyutu: Muhalefetin Korkuları, “Eski Beyin” ve Zihinsel Kalıplar

Teolojik sahadaki reflekslere paralel biçimde, Türkiye’de bazı muhalif çevrelerin siyasal tepkileri de sürüngen beyinin güvenlik arayışıyla açıklanabilecek bir kalıp sergiler: kısa vadeli tehdit algısını büyütme, alışkanlığı koruma ve otomatik savunma.

7.1 “Millet aç” anlatısı ve kayıp kaçınması (eldekini kaybetmeme refleksi)

“Kayıp kaçınması: Eşit büyüklükteki kazançtan ziyade, olası kayıpları önlemeye ağırlık veren zihinsel eğilim; bu nedenle kısa vadeli güvenlik, uzun vadeli fırsatları gölgede bırakır.”

Sürekli “millet aç” vurgusu, basit siyasi bastırma taktiği gibi görünse de çoğu zaman kayıp kaçınması ve negatiflik yanlılığının siyasî dile tercümesidir: Mevcut imkânların kaybı korkusu, potansiyel kazanımları bastırır; tablo en karanlık hâliyle çerçevelenir. Bu, Kur’an’daki “haşyete imlâk” (yoksulluk/mahrumiyet korkusu) benzeri bir psikolojik zemine oturur; korku → otomatik red döngüsü doğar.

“Sürekli ‘millet aç’ tekrarı, illüzyonel doğruluk etkisi yoluyla iddiayı tanıdıklaştırıp ‘doğruymuş’ hissi üretir; korku koşullanması da bu duyguyu kalıcılaştırır. Böylece korku yerleşir, zihin eldekini kaybetmeme refleksi ile potansiyel kazanımları görmez ve otomatik red devreye girer.” 

 

Muhaliflere sürekli argüman üreten bir akıl var: Olay sıcakken çerçeveleme ile başlık atılıyor; ateş hortumu tarzı tekrar, illüzyonel doğruluk etkisi üretiyor; zihin erişilebilir olan slogana tutunuyor. Hükümet ayrıntılı açıklama yapana kadar, iddia argüman seli içinde slogana dönüşüp zihinlere yapışıyor. Sonrasında gelen tekzip, onaylama yanlılığı yüzünden görülmüyor; bir de Brandolini ilkesi devreye giriyor: yanlış bilgiyi çürütmek, üretmekten çok daha maliyetli. Böylece “ABD LNG’si iki kat pahalı alındı” türü manşetler, teknik izahlar sunulsa bile bilişsel cimrilik nedeniyle dinlenmiyor; kısa slogan, uzun açıklamayı yeniyor.

Bu argümanlarda da hedef sürüngen beyin ve limbik sistemdir.

Çünkü sürüngen beyin ve limbik sistem hız, basitlik ve yüksek duygu yükünü ödüllendirir:
korku–öfke–tehdit çağrışımları amigdalayı tetikler, “hemen tepki ver” modu açılır; kayıp kaçınması ve negatiflik yanlılığı devreye girer; kısa, tekrarlı, çarpıcı sloganlar uzun ve nüanslı açıklamalara üstün gelir. Somut tekil örnekler (erişilebilirlik sezgisi) “genel gerçek” gibi kodlanır, grup aidiyeti/kimlik tehdidi hissi yükselir ve zihin otomatik rede kilitlenir. Başka bir deyişle: yüksek duygu + tekrar + basit çerçeve, yeni beynin (prefrontal) planlama/kanıt tartma işlevlerini baypas eder.

 

Muhalefette belirginleşen bu zihin yapısı, korku ve alışkanlıkla beslenen kayıp kaçınması ile kısa-vade yanlılığı yüzünden geleceğin büyük kazanımlarındansa bugünün küçük rahatını tercih ediyor. Sürüngen beyin–limbik sistem hattı, zaman alan  ama stratejik getirisi yüksek yatırımların (ör. KAAN, Ar-Ge, altyapı) gözden düşürmeye çalışırken, hemen görünür fayda veren çözümleri (ör. “Kent Lokantası” türü adımlar) ödüllendiriyor, alkışlıyor.

Bu korku siyaseti —kayıp kaçınması (kaybın acısı kazançtan güçlü), negatiflik yanlılığı (olumsuza odaklanma), statüko yanlılığı (mevcudu koruma), felaketleştirme (en kötü senaryoyu gerçek sayma), çerçeveleme etkisi (sunuş şekli algıyı belirler), temel atıf hatası (yapısal nedenleri görmezden gelip niyete yıkma), erişilebilirlik sezgisi (en kolay hatırlanan örneği genelleme), onaylama yanlılığı (kendi kanaatini doğrulayanı seçme), güdülenmiş akıl yürütme (kimlik/duygu için veriyi eğip bükme), sıfır-toplam yanılgısı (birinin kazancı diğerinin kaybıdır sanma)— muhaliflerin olayları şöyle okumasına yol açıyor:

  • “Barış süreci = ülke bölünüyor”
    Felaketleştirme + statüko yanlılığı + kimlik tehdidi algısı: Belirsizlik → “maksimum kayıp” senaryosuna sıçrama; mevcut düzeni bozacak her adımı varoluşsal risk gibi kodlama.
  • “Suriye’deki başarı/yeni düzen = İsrail’e yaradı”
    Çerçeveleme + onaylama yanlılığı + temel atıf hatası: Çok aktörlü sahayı tek niyete indirgeme; uygun veriyi büyütüp tersini yok sayma; yapısal zorunlulukları görmeyip “kasıt” atfetme.
  • “Göçmenler ülkeyi ele geçirecek”
    Erişilebilirlik sezgisi + temsililik yanılgısı + ahlaki panik: Tekil olumsuz vakalar yoğun tekrar edilince genel gerçeği temsil ediyormuş gibi görünür; toplumsal tehdit hissi şişer.
  • “ABD ile stratejik ticaret = haraç”
    Sıfır-toplam yanılgısı + çerçeveleme + kayıp kaçınması: Karşılıklı bağımlılığı oyun olarak değil “tek taraflı kayıp” çerçevesinde görme; olası uzun vadeli kazançları “derhal kayıp” korkusu bastırır.
  • “KAAN’ın prototipinde ithal motor = biz bir şey yapamıyoruz”
    Sonuç yanlılığı + temel atıf hatası + kısa-vade yanlılığı: Aşamalı yerlileşme mantığını görmezden gelip tek anlık duruma bakarak hüküm verme; teknik/sertifikasyon zorunluluklarını “yetersizlik/niyet”e yıkma.
  • “Trump Erdoğan’ı övdü = Erdoğan’ı kullanıyor”
    Güdülenmiş akıl yürütme + onaylama yanlılığı + düşman-homojenliği yanılgısı: Mevcut inancı korumak için veriyi niyete bükme; karşı tarafı tek parça ve tek niyet gibi görme.


Bu kalıplar, sürüngen beyin–limbik sistem hattının “hızlı, duygulu, kısa yol” tercihini besler; korku ve alışkanlık, uzun vadeli plan/stratejiyi (prefrontal işlevleri) perdeleyerek otomatik red üreten bir siyasal algı döngüsü kurar.

İslami Aktivistin Özellikleri

  1) İnancı ciddiye alma: Tevhid merkezli hayat; ibadeti ve ameli “omurga” kılma. En’âm 6:162 “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, h...