Reflekslerden Usûle: “Millet Aç”tan “Halku’l-Kur’an”a
Uzanan Korku Zincirini Kırmak
Kim Konuşuyor: Biz mi, Eski Beyin mi? Muhalefetin Korku
Dili ve Dinde Akılcılıktan Kaçış
1) Mesele yalnızca “Kur’an–Hadis” değil, “değişime
direnç”tir
Bugün dinin kaynakları etrafındaki gerilim, dar bir
“Kur’an–Hadis çekişmesi”nden ibaret değildir; insanlık tarihi kadar eski bir
olgu olan toplumsal aklın değişime direnciyle de ilgilidir. Bireyler tek tek
düşünebilen ve dönüşebilen varlıklardır; fakat toplumsal düzeyde değişim,
korkular ve alışkanlıklar yüzünden daha yavaş seyreder. Toplumun bir kısmının
“eski olanı” terk etmemesi, diğerlerine direnç üretir ve dönüşümü sancılı
kılar.
2) Nöropsikolojik arka plan: “eski beyin”in güvenlik
refleksi
Beynin çalışma mantığı bu direnci açıklar:
- Sürüngen
beyin: Alışkanlıkları ve otomatik tepkileri yönetir; güvenliği ve
sürekliliği önceleyen hızlı kararlar verir.
- Duygusal
beyin (limbik): Duygu ve hafızayı taşır; koşullanmayı pekiştirir.
- Yeni
beyin (prefrontal korteks): Planlama, erteleme, risk hesabı ve uzun
vadeli kararların merkezidir.
Stres ve korku arttığında “eski beyin” (sürüngen + duygusal
katman) kontrolü ele alır. Toplumsal akıl, bireysel eşiği aşsa bile, diğer
bireylerin eşiğine de takıldığı için değişime karşı çifte bariyer yaşar.
Bu yüzden planlama ve risk alan prefrontal aklın temsilcileri, çoğu kez
“tehdit” gibi algılanır.
3) Erken İslam tarihindeki kırılma: travma ve
doktrinleşen savunma
Hz. Peygamber’den kısa süre sonra yaşanan iç çatışmalar,
Müslüman toplumda derin bir travma oluşturdu. Büyük günah işleyenlerin “dinden
çıktığı” yönündeki sert yaklaşımlar (Hâricî eğilim) toplumsal korunma
refleksiyle rağbet gördü. Buna karşı İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, büyük
günahkârın hükmünün ahirette belli olacağını, Allah’ın dilerse affedebileceğini
savundu. Bu yaklaşım, “kararı sonraya bırakma” fikri nedeniyle Mürcie
başlığıyla anıldı; ancak zamanla Mürcie’nin uç yorumları Ebû Hanîfe’ye haksızca
izafe edilerek onu “yenilik yanlısı/re’y ehli” olduğu için tahkir etmenin aracı
hâline geldi.
Burada da “eski beyin”in güvenlik refleksinin teolojik bir
katılığa dönüştüğünü görürüz.
4) “Halku’l-Kur’an”, hadis süreci ve Buhârî örneği:
korku, ölçü, denge
Kader ve sorumluluk tartışmalarıyla bağlantılı Halku’l-Kur’an
meselesi, ikinci asırda uydurma rivayetlerin çoğalmasıyla yeni bir boyut
kazandı. Değişmez ve güvenilir kaynak ihtiyacı büyüdükçe “Kur’an’ın
yaratılmışlığı” iddiası, metnin dokunulmazlığına zarar verebilir korkusuyla
sert tepki çekti.
İmam el-Buhârî gibi isimler, “sözlerimiz fiillerimizdir; fiiller
mahlûktur” diyerek meseleyi nüanslı biçimde ele aldıklarında dahi sosyal
baskıyla karşılaştılar. Yöntemli rivayet tenkidi yapanların, rivayet
ekonomisinden itibar devşiren çevreleri rahatsız etmesi de bu tepkiyi besledi.
Böylece, asıl bilimsel ihtiyatın yerini, travma kaynaklı aşırı savunma
aldı.
5) Güncel tablo: “akılcılık fobisi”nin kökleri
Modern dönemde Müslüman dünyanın bilimden uzaklaşması ve
Batı ile çatışmalı deneyimi, “aklı öncelemek” ile “dini sulandırmak” arasında
bir kaygı üretti.
Kur’an’ın mükerrer
“akletme” çağrısına rağmen, akla başvuru çoğu çevrede kuşku konusu oldu. Oysa sağlam
kaynak, ispat yükü ve metin tenkidi gibi bilimsel araçlar,
dinî sahada da ciddiyetin parçasıdır. Okur-yazar kesimin Kur’an’a doğrudan
tutunma isteği, “her şeyi mubahlaştırma” gibi uç örneklerle gölgelenmemeli;
istisnalar, ilkelerin yerine ikame edilmemelidir.
6) Sonuç ve öneri:
Bugün ihtiyaç, geleneğe yapışmayan bununla beraber gelenekle
kavga eden değil basamak olarak gören, Kur’an’ı asli referans kılan; Resulün
örnekliğini anlamlandıran; aklı, kaynak tenkidinde ve hükümlerin
güncellenmesinde metodik bir araç olarak kullanan yeni bir kelâm ve
fıkıh usûlüdür.
- Kaynak
hiyerarşisi netleşmeli; metinlerin sıhhati, tarihselliği ve bağlamı
aklî/mantıkî ölçülerle test edilmelidir.
- Rivayet
değerlendirmesi sadece isnatla sınırlı kalmamalı; metin ve maksat
tenkidi güçlendirilmelidir.
- Toplumsal
psikoloji dikkate alınarak, “eski beyin”in güvenlik reflekslerini
yatıştıran; fakat “yeni beyin”in planlama ve yenileme kapasitesini
harekete geçiren bir iletişim dili kurulmalıdır.
7) Siyaset Boyutu: Muhalefetin Korkuları, “Eski Beyin” ve
Zihinsel Kalıplar
Teolojik sahadaki reflekslere paralel biçimde, Türkiye’de bazı muhalif
çevrelerin siyasal tepkileri de sürüngen beyinin güvenlik arayışıyla
açıklanabilecek bir kalıp sergiler: kısa vadeli tehdit algısını büyütme,
alışkanlığı koruma ve otomatik savunma.
7.1 “Millet aç” anlatısı ve kayıp kaçınması (eldekini
kaybetmeme refleksi)
“Kayıp kaçınması: Eşit büyüklükteki kazançtan ziyade,
olası kayıpları önlemeye ağırlık veren zihinsel eğilim; bu nedenle kısa vadeli
güvenlik, uzun vadeli fırsatları gölgede bırakır.”
Sürekli “millet aç” vurgusu, basit siyasi bastırma
taktiği gibi görünse de çoğu zaman kayıp kaçınması ve negatiflik
yanlılığının siyasî dile tercümesidir: Mevcut imkânların kaybı korkusu,
potansiyel kazanımları bastırır; tablo en karanlık hâliyle çerçevelenir. Bu,
Kur’an’daki “haşyete imlâk” (yoksulluk/mahrumiyet korkusu) benzeri bir
psikolojik zemine oturur; korku → otomatik red döngüsü doğar.
“Sürekli ‘millet aç’ tekrarı, illüzyonel doğruluk etkisi
yoluyla iddiayı tanıdıklaştırıp ‘doğruymuş’ hissi üretir; korku
koşullanması da bu duyguyu kalıcılaştırır. Böylece korku yerleşir, zihin eldekini
kaybetmeme refleksi ile potansiyel kazanımları görmez ve otomatik red
devreye girer.”
Muhaliflere sürekli argüman üreten bir akıl var: Olay
sıcakken çerçeveleme ile başlık atılıyor; ateş hortumu tarzı
tekrar, illüzyonel doğruluk etkisi üretiyor; zihin erişilebilir
olan slogana tutunuyor. Hükümet ayrıntılı açıklama yapana kadar, iddia argüman
seli içinde slogana dönüşüp zihinlere yapışıyor. Sonrasında gelen tekzip, onaylama
yanlılığı yüzünden görülmüyor; bir de Brandolini ilkesi devreye
giriyor: yanlış bilgiyi çürütmek, üretmekten çok daha maliyetli. Böylece “ABD
LNG’si iki kat pahalı alındı” türü manşetler, teknik izahlar sunulsa bile bilişsel
cimrilik nedeniyle dinlenmiyor; kısa slogan, uzun açıklamayı yeniyor.
Bu argümanlarda da hedef sürüngen beyin ve limbik sistemdir.
Çünkü sürüngen beyin ve limbik sistem hız,
basitlik ve yüksek duygu yükünü ödüllendirir:
korku–öfke–tehdit çağrışımları amigdalayı tetikler, “hemen tepki ver”
modu açılır; kayıp kaçınması ve negatiflik yanlılığı devreye
girer; kısa, tekrarlı, çarpıcı sloganlar uzun ve nüanslı açıklamalara
üstün gelir. Somut tekil örnekler (erişilebilirlik sezgisi) “genel
gerçek” gibi kodlanır, grup aidiyeti/kimlik tehdidi hissi yükselir ve
zihin otomatik rede kilitlenir. Başka bir deyişle: yüksek duygu +
tekrar + basit çerçeve, yeni beynin (prefrontal) planlama/kanıt tartma
işlevlerini baypas eder.
Muhalefette belirginleşen bu zihin yapısı, korku ve
alışkanlıkla beslenen kayıp kaçınması ile kısa-vade yanlılığı
yüzünden geleceğin büyük kazanımlarındansa bugünün küçük rahatını tercih
ediyor. Sürüngen beyin–limbik sistem hattı, zaman alan ama stratejik getirisi yüksek yatırımların
(ör. KAAN, Ar-Ge, altyapı) gözden düşürmeye çalışırken, hemen görünür
fayda veren çözümleri (ör. “Kent Lokantası” türü adımlar)
ödüllendiriyor, alkışlıyor.
Bu korku siyaseti —kayıp kaçınması (kaybın
acısı kazançtan güçlü), negatiflik yanlılığı (olumsuza odaklanma), statüko
yanlılığı (mevcudu koruma), felaketleştirme (en kötü senaryoyu
gerçek sayma), çerçeveleme etkisi (sunuş şekli algıyı belirler), temel
atıf hatası (yapısal nedenleri görmezden gelip niyete yıkma), erişilebilirlik
sezgisi (en kolay hatırlanan örneği genelleme), onaylama yanlılığı
(kendi kanaatini doğrulayanı seçme), güdülenmiş akıl yürütme
(kimlik/duygu için veriyi eğip bükme), sıfır-toplam yanılgısı (birinin
kazancı diğerinin kaybıdır sanma)— muhaliflerin olayları şöyle okumasına
yol açıyor:
- “Barış
süreci = ülke bölünüyor”
Felaketleştirme + statüko yanlılığı + kimlik tehdidi algısı: Belirsizlik → “maksimum kayıp” senaryosuna sıçrama; mevcut düzeni bozacak her adımı varoluşsal risk gibi kodlama. - “Suriye’deki
başarı/yeni düzen = İsrail’e yaradı”
Çerçeveleme + onaylama yanlılığı + temel atıf hatası: Çok aktörlü sahayı tek niyete indirgeme; uygun veriyi büyütüp tersini yok sayma; yapısal zorunlulukları görmeyip “kasıt” atfetme. - “Göçmenler
ülkeyi ele geçirecek”
Erişilebilirlik sezgisi + temsililik yanılgısı + ahlaki panik: Tekil olumsuz vakalar yoğun tekrar edilince genel gerçeği temsil ediyormuş gibi görünür; toplumsal tehdit hissi şişer. - “ABD
ile stratejik ticaret = haraç”
Sıfır-toplam yanılgısı + çerçeveleme + kayıp kaçınması: Karşılıklı bağımlılığı oyun olarak değil “tek taraflı kayıp” çerçevesinde görme; olası uzun vadeli kazançları “derhal kayıp” korkusu bastırır. - “KAAN’ın
prototipinde ithal motor = biz bir şey yapamıyoruz”
Sonuç yanlılığı + temel atıf hatası + kısa-vade yanlılığı: Aşamalı yerlileşme mantığını görmezden gelip tek anlık duruma bakarak hüküm verme; teknik/sertifikasyon zorunluluklarını “yetersizlik/niyet”e yıkma. - “Trump
Erdoğan’ı övdü = Erdoğan’ı kullanıyor”
Güdülenmiş akıl yürütme + onaylama yanlılığı + düşman-homojenliği yanılgısı: Mevcut inancı korumak için veriyi niyete bükme; karşı tarafı tek parça ve tek niyet gibi görme.
Bu kalıplar, sürüngen beyin–limbik sistem hattının “hızlı, duygulu, kısa
yol” tercihini besler; korku ve alışkanlık, uzun vadeli plan/stratejiyi
(prefrontal işlevleri) perdeleyerek otomatik red üreten bir siyasal algı
döngüsü kurar.