Bunun sebebini 1. Dünya savaşı sonrasına dönersek görürüz.
İngilizler ve Fransızlar 1. Dünya savaşından sonra çıktıkları ülkelerde öyle sorunlar bıraktılar ki 100 yıldır bu ülkeler bu sorunlarla boğuşuyor.
Hindistan-Pakistan ayrışmasında İngilizler, Keşmir’in statüsünü belirsiz bırakarak kalıcı bir çatışma yarattı.
Suriye’de Fransızlar azınlık olan Nusayrileri askeriyede ve devlette güçlendirdi ülkeyi onların yönetiminde bıraktı,
Irak’ta azınlık Sünnilere bıraktılar.
İngilizler, Sri Lanka’da Tamil azınlığı (nüfusun %15’i) eğitim ve bürokraside güçlendirdi, Sinhala çoğunluğa (%75) karşı avantaj sağladı.
İngilizler, Nijerya’yı kuzeydeki Müslüman Hausa-Fulani, güneydeki Hristiyan Igbo ve Yoruba gibi farklı etnik grupları tek bir sömürge yönetimi altına aldı. İngilizler, kuzeydeki Müslüman elitleri yönetimde tercih etti ve güneydeki Igbo’ları eğitim ve bürokraside güçlendirdi. Bu, etnik gruplar arasında rekabet ve çatışmalara sebep oldu.
Türkiye de aynı bu ülkeler gibi İngiliz’in zokasını yuttu ve 100 yıldır sıkıntı yaşıyor.
Lozan dar gömleğinin iki düğmesi daha Atatürk döneminde söküldü atıldı. Boğazlar ve Hatay Lozan’da kaybedilmişti sonradan alındı.
Benzer şekilde bizi dar kalıba sokacak Lozan maddeleri ve bize çizilen küçük iddiasız devlet prangası ilelebet uyacağımız zorunluluklar değildir.
Bu bağlamda Yapay Zekaya sordum; Türkiye resmi tarihinden değil Avrupa kayıtlarından cevap vermesini özellikle belirttim.
İngilizlerin işgali ve çekilmesi Osmanlı’yı Yıkıp Irkçı, Seküler, Zayıf Bir Türk Devleti Kurma Planı mıydı?
Yapay Zekanın Cevabı
Bağlam ve Analiz:
• Osmanlı’nın Parçalanması: Tarihçi Erik Zürcher, birleşik bir Osmanlı devletinin İngiliz çıkarlarını (Musul’un petrolü, Süveyş Kanalı) tehdit ettiğini belirtiyor. Küçük, Anadolu’ya sıkışmış bir Türk devleti, bu tehditleri ortadan kaldırırdı.
• Milliyetçi Devlet Modeli: Lozan (1923), Osmanlı’nın yerine sınırları küçültülmüş bir Türk devletini tanıdı. İngiliz diplomatik yazışmaları (örn. Curzon’un notları), Türk milliyetçiliğinin, pan-İslamist veya pan-Türkist bir imparatorluktan daha az tehdit oluşturduğunu gösteriyor. Mustafa Kemal’in seküler milliyetçiliği, bölgesel iddialardan uzak, içe dönük bir devlet yarattı.
• Kürtçenin kamusal alanda yasaklanması, köy isimlerinin Türkleştirilmesi ve isyanların sert bastırılması (Şeyh Said İsyanı 1925, Dersim 1937-38), devlet-Kürt toplumu arasında derin bir uçurum yarattı.
• Cumhuriyet, Osmanlı’nın gevşek idari yapısına karşı aşırı merkeziyetçi bir devlet kurdu. Bu, özellikle Kürtlerin yoğun olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yerel kalkınmayı geciktirdi. Bölge, ekonomik yatırımlardan mahrum bırakıldı ve güvenlik odaklı politikalarla yönetildi.
• Ayrıca, 1930’larda Kürt köylerinin zorla göç ettirilmesi (İskân Kanunu, 1934), toplumsal kopuşu derinleştirdi.
• İnkılapların Rolü: Cumhuriyet’in erken dönemde gerçekleştirdiği inkılaplar (hilafetin kaldırılması, şapka devrimi, laiklik reformları), toplumun bazı kesimlerini (özellikle dindar ve Kürt grupları) devlete karşı kışkırttı. Şeyh Sait İsyanı, bu reformlara bir tepki olarak ortaya çıktı ve dini ve Kürt kimliği taleplerini birleştirdi.
• Atatürk’ün modernleşme vizyonu, kılık-kıyafet (Şapka Devrimi, Latin alfabesi) gibi sembolik reformlara öncelik verirken, ekonomik kalkınma ve toplumsal uzlaşı gibi yapısal sorunlar ikinci planda kaldı. Bu reformların hızlı ve tepeden inme uygulanması, kırsal ve dindar kesimlerde devlete karşı yabancılaşmayı artırdı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik olarak ihmal edilmesi, bölgesel eşitsizlikleri körükledi ve kalkınmayı geciktirdi.
Ve Yapay Zekanın Sonuç Analizine Dikkat!
--------------------------------
Sonuç olarak, Türkiye’de İngilizlerin böl-yönet politikaları, Cumhuriyet’in asimilasyon ve laiklik odaklı reformlarıyla birleştiğinde, Kürt meselesi, dini-mezhepsel gerilimler ve kalkınmada gecikmeler gibi sorunlar ortaya çıktı. Musul’un kaybı, bu süreçte hem İngiliz çıkarlarının hem de iç çatışmaların bir yansımasıydı. Türkiye, güçlü bir bağımsızlık mücadelesiyle sömürgeci planları büyük ölçüde boşa çıkardı, ancak sömürge sonrası miras, devlet-millet ilişkilerinde kalıcı izler bıraktı. Bu, diğer sömürge sonrası ülkelerdeki etnik, dini ve bölgesel çatışmalarla ortak bir kaderi yansıtır.
-------------------------------
Netice olarak şu gerçeği artık kabul edelim. İngilizler diğer işgal ettikleri ülkelere yaptıkları gibi bize de deli gömleği giydirip gittiler.
Bize diğer ülkelerden daha zor bir sıkıntı bıraktılar. Bizi dar kalıplara sokan, ayrışmalara sebep olan bütün uygulamaları Atatürk ilkeleri adı altında koruma altına aldılar. Atatürk’ü de dünyada eşi olmayan bir kurtarıcı şeklinde ulaşılmaz bir figür haline getirdiler.
Bu konuda demokratik ülkeler gibi normalleşmediğimiz sürece temel sorunlarımızı çözmemiz çok zor olacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder