25 Aralık 2025 Perşembe

İslami Aktivistin Özellikleri

 1) İnancı ciddiye alma: Tevhid merkezli hayat; ibadeti ve ameli “omurga” kılma.

En’âm 6:162
“De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

Zâriyât 51:56
“Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”


2) Boyun eğmeme iradesi: Zulme, tahakküme, emperyal projelere itikadî bir sorun olarak karşı durma.

Nisâ 4:75
“Size ne oluyor da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu şehirden çıkar, bize katından bir sahip/veli ver, bize katından bir yardımcı ver’ diyen zayıf erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda mücadele etmiyorsunuz?”


3) Hakikat ve tashih: Sahih olana rücû, kendi nefsini de dâhil ederek sürekli murakabe/muhasebe.

Hucurât 49:6 — Bir haber gelince tahkik/teyit edin; yoksa bilmeden haksızlığa düşersiniz.

Zümer 39:18 — Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar sağduyu sahipleridir.

Haşr 59:18
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının. Her nefis, yarın için ne hazırladığına baksın. Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

Şems 91:9–10
“Nefsini arındıran gerçekten kurtuluşa ermiştir. Onu kirletip gömen ise gerçekten ziyana uğramıştır.”


4) Hurafe ve tabularla mücadele: Dini atalete çeviren efsane ve uydurmaları usûl ve delille temizleme.

İsrâ 17:36
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp—bunların her biri ondan sorgulanacaktır.”

Bakara 2:170
“Onlara ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız’ derler. Ya ataları hiçbir şeyi akletmiyor ve doğru yolu bulamıyor idilerse?”


5) Gelenek–usûl dengesi: “Kör taklit” değil; usûl–makāsıd çizgisinde yenileyici tavır.

Enam 116 :  Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'

Zümer 39:18
“Onlar sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler bunlardır; işte bunlar akıl sahipleridir.”

Bakara 2:185 — (oruç ayeti) “Allah sizin için kolaylık ister”: hükmün maksadı (rahmet/kolaylık) hatırlatılır.

Nisa 28 Allah (ağır yükleri) sizden hafifletmek ister: (Çünkü) İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.

Bakara 269 : Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir. Ancak akıl sahipleri düşünüp ibret alırlar.

Nisâ 4:59
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e itaat edin ve sizden olan yöneticilere/iş sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz—Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız—onu Allah’a ve Peygamber’e götürün. Bu daha hayırlıdır ve sonuç bakımından daha güzeldir.”


6) Şûrâ ve istişare: Kararı tek akla değil, ehil kadroya dayandırma; eleştiriye açıklık.

Şûrâ 42:38
“Onlar Rablerinin çağrısına karşılık verirler, namazı dosdoğru kılarlar; işleri aralarında danışma (şûrâ) iledir; kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”

Âl-i İmrân 3:159
“Allah’tan bir rahmet sayesinde onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın mutlaka çevrenden dağılıp giderlerdi. Öyleyse onları affet, onlar için bağışlanma dile ve iş hakkında onlarla danış. Azmettiğin zaman da Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.”


7) Emanet–ehliyet: Görevi yakınlığa değil liyakate verme; “iş ehline verilir” ilkesi.

Nisâ 4:58
“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.”

Mü’minûn 23:8
“Onlar emanetlerine ve sözleşmelerine riayet edenlerdir.”


8) Ahlâkî cesaret: Bedeli olsa da doğruda sebat; söz–eylem tutarlığı, gösterişten kaçınma.

Ahzab 70 Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin.

Saff 61:2–3
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük bir öfke (sebebi)dir.”

Tevbe 9:119
“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun.”


9) Stratejik soğukkanlılık: Daha büyük maslahat için gerektiğinde taktik geri adımı göze alma; müzakereyi yönetme.

Ali İmran 134   Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever

Enfâl 8:61
“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Şüphesiz O, işitendir, bilendir.”

Mümtehine 8 : Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah adalet yapanları sever.

Bakara 2:195
“Allah yolunda harcayın; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İhsan edin (güzel davranın). Şüphesiz Allah ihsan edenleri sever.”

Nisa 90 :  Ancak sizinle aralarında andlaşma bulunan bir kavime sığınanlar ya da hem sizinle, hem kendi kavimleriyle savaşmak (istemeyip bun)dan göğüslerini sıkıntı basıp size gelenler (dokunulmazdır.) Allah dileseydi, onları üstünüze saldırtır, böylece sizinle çarpışırlardı. Eğer sizden uzak durur (geri çekilir), sizinle savaşmaz ve barış (şartların)ı size bırakırlarsa, artık Allah, sizin için onların aleyhinde bir yol kılmamıştır.

Bakara 192 : Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir.


10) Bilim–teknoloji seferberliği: Hikmet şuuru; veri, AR-GE, yerli üretim.

Zümer 9:  De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.

Alak 96:1–5
“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı ‘alak’tan (asılıp tutunan bir şeyden) yarattı. Oku! Senin Rabbin en cömert olandır; kalemle öğreten O’dur; insana bilmediğini öğreten O’dur.”

Bakara 2:269
“O, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek çok hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.”


11) Ekonomide iktisat ve üretim: İsrafı haram bilen disiplin; üretim–ihracat–verimlilik odağı.

A‘râf 7:31
“Ey Âdemoğulları! Her mescide (ibadete) gidişinizde süsünüzü/temizliğinizi alın. Yiyin, için; fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.”

İsrâ 17:26–27
“Akrabaya hakkını ver; yoksula ve yolda kalmışa da. Saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir; şeytan ise Rabbine çok nankördür.”


12) Medya okuryazarlığı ve karşı-anlatı: Algı operasyonlarını deşifre eden delil-temelli dil.

Hucurât 49:6
“Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onu araştırıp doğrulayın; yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”

Hucurât 49:12
“Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın; birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul edendir, merhametlidir.”


13) Toplumsal meşruiyet: Sözü kürsüde değil mahallede, atölyede, kampüste görünür kılma.

Nahl 16:125
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da en iyi bilendir; doğru yolda olanı da en iyi bilendir.”

Bakara 2:83
“İsrailoğullarından şu sözü almıştık: ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin; anne-babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik edin; insanlara güzel söz söyleyin; namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin.’ Sonra—azınız hariç—yüz çevirdiniz ve hâlâ da yüz çeviriyorsunuz.”


14) İslâm kardeşliği: Irk/soy üstünlüğüne yaslanmadan ümmet bilinci; adalet–merhamet dengesi.

Hucurât 49:10
“Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan sakının ki size merhamet edilsin.”

Hucurât 49:13
“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık; birbirinizi tanıyasınız diye sizi halklar ve kabileler yaptık. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”


15) Siyasi pozisyonun çağla uyumu: Dönemin araçlarını kullanmak; maksadı sabit, yöntemi dinamik tutmak.

Enfâl 8:60
Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.


16) Kurumsallaşma: Değeri politikaya ve kalıcı kurumlara tercüme etmek.

Âl-i İmrân 3:104
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”

Tevbe 9:122
“Müminlerin hepsinin birden (her işe) çıkması gerekmez. Her topluluktan bir grup çıkıp dinde derin anlayış kazansın ve kavimleri döndüklerinde onları uyarıp bilinçlendirsin ki sakınsınlar.”


17) Genç ve kadın katılımı: Vitrine değil icraya dahil; gerçek yetki ve sorumluluk.

Tevbe 9:71
“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostu/velisidirler; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar; namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Âl-i İmrân 3:195
“Rableri onların duasına karşılık verdi: ‘Sizden erkek olsun kadın olsun, çalışanın amelini asla boşa çıkarmam; siz birbirinizdensiniz…’”

Kehf 18:13
“Biz sana onların haberini gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi; Biz de onların hidayetini artırmıştık.”


18) Sosyal adalet: Yoksullukla mücadele, fırsat eşitliği; zekât/infak ahlâkını politika diline çevirmek.

Bakara 2:177
“İyilik (birr), yüzlerinizi doğuya ya da batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik; Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyenlere ve köleleri özgürlüğe kavuşturmak için veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren; söz verdiğinde sözünü yerine getiren; sıkıntıda, darlıkta ve savaşın kızıştığı zamanda sabreden kimselerin iyiliğidir. İşte onlar doğru olanlardır; işte onlar takvaya erenlerdir.”


19) Hukuk devleti ısrarı: Keyfîliği sınırlayan usûl; kul hakkını merkeze alan adalet.

Nisâ 4:135
“Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutan, Allah için şahitlik eden kimseler olun; ister kendinizin, ister anne-babanızın, ister yakınlarınızın aleyhine olsun. (Hakkında hüküm verdiğiniz) zengin de olsa fakir de olsa (adaletten sapmayın); Allah ikisine de daha yakındır. Öyleyse hevâya uymayın ki adaletten sapmayasınız. Eğer (şahitliği) eğip bükerseniz veya yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”

Mâide 5:8
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma duyduğunuz kin sakın sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun; bu takvaya daha yakındır. Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.”


20) Kriz fıkhı: Belirsizlikte hüküm ve senaryo üretebilme; esnek ama omurgalı kalma.

Bakara 2:185
“Ramazan ayı; insanlara doğru yolu gösteren, hidayetin ve hakkı batıldan ayırmanın açık delilleri olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim bu aya erişirse onu oruçla geçirsin. Kim hasta olur veya yolculukta bulunursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez; sayıyı tamamlamanızı ve sizi doğru yola ilettiği için Allah’ı tekbir etmenizi ister; umulur ki şükredersiniz.”

Teğâbün 64:16
“Gücünüz yettiğince Allah’tan sakının; dinleyin, itaat edin ve hayır için harcayın—bu sizin için daha hayırlıdır. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.”


21) İç barış mimarisi: Kimlikleri araçsallaştırmadan birlikte-işleme; fitneye kapı kapama.

Hucurât 49:9–10
“Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırsa aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri ötekine saldırıp taşkınlık ederse, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldıranla mücadele edin. Dönerse aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah adil davrananları sever. Müminler ancak kardeştir; öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan sakının ki size merhamet edilsin.”

Enfâl 8:46
“Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin, yoksa gevşersiniz ve gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.”


22) Cihad-ı ekber disiplini: Nefisle mücadele, güçte tevazu; nimette şükür, imkânda adalet.

Nâziât 79: 40,41.Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.

Furkân 25:63
“Rahmân’ın kulları, yeryüzünde tevazu ile yürürler; cahiller onlara sataştığında ‘selâm’ der (sakinlikle geçer)ler.”


23) Yerel-evrensel denge: Kökle çatışmadan evrensel standardı yakalama; yerli kalıp içine kapanmama.

Bakara 2:143
“İşte böylece sizi dengeli/orta bir ümmet yaptık ki insanlara şahit olasınız; Peygamber de size şahit olsun…”

Mâide 5:48
“Sana da, önceki kitabı doğrulayıcı ve onu koruyucu olarak bu Kitab’ı hak ile indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet; sana gelen haktan sapıp onların heveslerine uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı; fakat size verdikleriyle sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır; üzerinde ihtilafa düştüğünüz şeyleri size O haber verecektir.”


24) Performans kültürü: Söylemi kaynakla, icraatı ölçülebilir hedef-sonuçla teyit etme.

Tevbe 9:105
“De ki: ‘Çalışın! Allah da, Resûlü de, müminler de yaptıklarınızı görecek. Sonra gaybı da görüneni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O size yaptıklarınızı haber verecektir.’”

Zilzâl 99:7–8
“Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür.”


25) Uzun vade: Günlük dalga değil 5-10-20 yıllık ufuk; istikamet ve süreklilik.

Asr 103:1–3
“Asr’a (zamana) yemin olsun ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna.”

Âl-i İmrân 3:200
“Ey iman edenler! Sabredin, sebat edin, (hazır ve uyanık) olun ve Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.”

Hûd 11:112 — “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol; aşırılığa sapma” (istikamet ve disiplin)

Fussilet 30 “Rabbimiz Allah’tır” deyip de dosdoğru çizgide yaşayanlar, işte onların üzerine melekler şu müjdeyle inerler: “Korkmayın, kederlenmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin!

İnşirah 94:7–8 — Bir işi bitirince ötekine yönel; yönelişi sürdür (devamlılık).

İsrâ 17:11 — İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua eder. İnsan, pek acelecidir.

Necm 53:39 — İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır (istikrarlı emek).

Ankebut 69-  Ama bizim uğrumuzda üstün gayret gösterenleri, elbette bize varan yollara eriştireceğiz. Allah, kuşkusuz, iyi ve güzel davrananlarla beraberdir.

 

7 Ekim 2025 Salı

Korku, Alışkanlık ve Statüko: Sürüngen Beyin Perspektifinden Muhalefet Söylemi ile Dinde Gelenekçiliğin Kesişimi

 

Reflekslerden Usûle: “Millet Aç”tan “Halku’l-Kur’an”a Uzanan Korku Zincirini Kırmak

Kim Konuşuyor: Biz mi, Eski Beyin mi? Muhalefetin Korku Dili ve Dinde Akılcılıktan Kaçış

1) Mesele yalnızca “Kur’an–Hadis” değil, “değişime direnç”tir

Bugün dinin kaynakları etrafındaki gerilim, dar bir “Kur’an–Hadis çekişmesi”nden ibaret değildir; insanlık tarihi kadar eski bir olgu olan toplumsal aklın değişime direnciyle de ilgilidir. Bireyler tek tek düşünebilen ve dönüşebilen varlıklardır; fakat toplumsal düzeyde değişim, korkular ve alışkanlıklar yüzünden daha yavaş seyreder. Toplumun bir kısmının “eski olanı” terk etmemesi, diğerlerine direnç üretir ve dönüşümü sancılı kılar.

2) Nöropsikolojik arka plan: “eski beyin”in güvenlik refleksi

Beynin çalışma mantığı bu direnci açıklar:

  • Sürüngen beyin: Alışkanlıkları ve otomatik tepkileri yönetir; güvenliği ve sürekliliği önceleyen hızlı kararlar verir.
  • Duygusal beyin (limbik): Duygu ve hafızayı taşır; koşullanmayı pekiştirir.
  • Yeni beyin (prefrontal korteks): Planlama, erteleme, risk hesabı ve uzun vadeli kararların merkezidir.

Stres ve korku arttığında “eski beyin” (sürüngen + duygusal katman) kontrolü ele alır. Toplumsal akıl, bireysel eşiği aşsa bile, diğer bireylerin eşiğine de takıldığı için değişime karşı çifte bariyer yaşar. Bu yüzden planlama ve risk alan prefrontal aklın temsilcileri, çoğu kez “tehdit” gibi algılanır.

3) Erken İslam tarihindeki kırılma: travma ve doktrinleşen savunma

Hz. Peygamber’den kısa süre sonra yaşanan iç çatışmalar, Müslüman toplumda derin bir travma oluşturdu. Büyük günah işleyenlerin “dinden çıktığı” yönündeki sert yaklaşımlar (Hâricî eğilim) toplumsal korunma refleksiyle rağbet gördü. Buna karşı İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe, büyük günahkârın hükmünün ahirette belli olacağını, Allah’ın dilerse affedebileceğini savundu. Bu yaklaşım, “kararı sonraya bırakma” fikri nedeniyle Mürcie başlığıyla anıldı; ancak zamanla Mürcie’nin uç yorumları Ebû Hanîfe’ye haksızca izafe edilerek onu “yenilik yanlısı/re’y ehli” olduğu için tahkir etmenin aracı hâline geldi.

Burada da “eski beyin”in güvenlik refleksinin teolojik bir katılığa dönüştüğünü görürüz.

4) “Halku’l-Kur’an”, hadis süreci ve Buhârî örneği: korku, ölçü, denge

Kader ve sorumluluk tartışmalarıyla bağlantılı Halku’l-Kur’an meselesi, ikinci asırda uydurma rivayetlerin çoğalmasıyla yeni bir boyut kazandı. Değişmez ve güvenilir kaynak ihtiyacı büyüdükçe “Kur’an’ın yaratılmışlığı” iddiası, metnin dokunulmazlığına zarar verebilir korkusuyla sert tepki çekti.
İmam el-Buhârî gibi isimler, “sözlerimiz fiillerimizdir; fiiller mahlûktur” diyerek meseleyi nüanslı biçimde ele aldıklarında dahi sosyal baskıyla karşılaştılar. Yöntemli rivayet tenkidi yapanların, rivayet ekonomisinden itibar devşiren çevreleri rahatsız etmesi de bu tepkiyi besledi. Böylece, asıl bilimsel ihtiyatın yerini, travma kaynaklı aşırı savunma aldı.

5) Güncel tablo: “akılcılık fobisi”nin kökleri

Modern dönemde Müslüman dünyanın bilimden uzaklaşması ve Batı ile çatışmalı deneyimi, “aklı öncelemek” ile “dini sulandırmak” arasında bir kaygı üretti.

 Kur’an’ın mükerrer “akletme” çağrısına rağmen, akla başvuru çoğu çevrede kuşku konusu oldu. Oysa sağlam kaynak, ispat yükü ve metin tenkidi gibi bilimsel araçlar, dinî sahada da ciddiyetin parçasıdır. Okur-yazar kesimin Kur’an’a doğrudan tutunma isteği, “her şeyi mubahlaştırma” gibi uç örneklerle gölgelenmemeli; istisnalar, ilkelerin yerine ikame edilmemelidir.

6) Sonuç ve öneri:

Bugün ihtiyaç, geleneğe yapışmayan bununla beraber gelenekle kavga eden değil basamak olarak gören, Kur’an’ı asli referans kılan; Resulün örnekliğini anlamlandıran; aklı, kaynak tenkidinde ve hükümlerin güncellenmesinde metodik bir araç olarak kullanan yeni bir kelâm ve fıkıh usûlüdür.

  • Kaynak hiyerarşisi netleşmeli; metinlerin sıhhati, tarihselliği ve bağlamı aklî/mantıkî ölçülerle test edilmelidir.
  • Rivayet değerlendirmesi sadece isnatla sınırlı kalmamalı; metin ve maksat tenkidi güçlendirilmelidir.
  • Toplumsal psikoloji dikkate alınarak, “eski beyin”in güvenlik reflekslerini yatıştıran; fakat “yeni beyin”in planlama ve yenileme kapasitesini harekete geçiren bir iletişim dili kurulmalıdır.

7) Siyaset Boyutu: Muhalefetin Korkuları, “Eski Beyin” ve Zihinsel Kalıplar

Teolojik sahadaki reflekslere paralel biçimde, Türkiye’de bazı muhalif çevrelerin siyasal tepkileri de sürüngen beyinin güvenlik arayışıyla açıklanabilecek bir kalıp sergiler: kısa vadeli tehdit algısını büyütme, alışkanlığı koruma ve otomatik savunma.

7.1 “Millet aç” anlatısı ve kayıp kaçınması (eldekini kaybetmeme refleksi)

“Kayıp kaçınması: Eşit büyüklükteki kazançtan ziyade, olası kayıpları önlemeye ağırlık veren zihinsel eğilim; bu nedenle kısa vadeli güvenlik, uzun vadeli fırsatları gölgede bırakır.”

Sürekli “millet aç” vurgusu, basit siyasi bastırma taktiği gibi görünse de çoğu zaman kayıp kaçınması ve negatiflik yanlılığının siyasî dile tercümesidir: Mevcut imkânların kaybı korkusu, potansiyel kazanımları bastırır; tablo en karanlık hâliyle çerçevelenir. Bu, Kur’an’daki “haşyete imlâk” (yoksulluk/mahrumiyet korkusu) benzeri bir psikolojik zemine oturur; korku → otomatik red döngüsü doğar.

“Sürekli ‘millet aç’ tekrarı, illüzyonel doğruluk etkisi yoluyla iddiayı tanıdıklaştırıp ‘doğruymuş’ hissi üretir; korku koşullanması da bu duyguyu kalıcılaştırır. Böylece korku yerleşir, zihin eldekini kaybetmeme refleksi ile potansiyel kazanımları görmez ve otomatik red devreye girer.” 

 

Muhaliflere sürekli argüman üreten bir akıl var: Olay sıcakken çerçeveleme ile başlık atılıyor; ateş hortumu tarzı tekrar, illüzyonel doğruluk etkisi üretiyor; zihin erişilebilir olan slogana tutunuyor. Hükümet ayrıntılı açıklama yapana kadar, iddia argüman seli içinde slogana dönüşüp zihinlere yapışıyor. Sonrasında gelen tekzip, onaylama yanlılığı yüzünden görülmüyor; bir de Brandolini ilkesi devreye giriyor: yanlış bilgiyi çürütmek, üretmekten çok daha maliyetli. Böylece “ABD LNG’si iki kat pahalı alındı” türü manşetler, teknik izahlar sunulsa bile bilişsel cimrilik nedeniyle dinlenmiyor; kısa slogan, uzun açıklamayı yeniyor.

Bu argümanlarda da hedef sürüngen beyin ve limbik sistemdir.

Çünkü sürüngen beyin ve limbik sistem hız, basitlik ve yüksek duygu yükünü ödüllendirir:
korku–öfke–tehdit çağrışımları amigdalayı tetikler, “hemen tepki ver” modu açılır; kayıp kaçınması ve negatiflik yanlılığı devreye girer; kısa, tekrarlı, çarpıcı sloganlar uzun ve nüanslı açıklamalara üstün gelir. Somut tekil örnekler (erişilebilirlik sezgisi) “genel gerçek” gibi kodlanır, grup aidiyeti/kimlik tehdidi hissi yükselir ve zihin otomatik rede kilitlenir. Başka bir deyişle: yüksek duygu + tekrar + basit çerçeve, yeni beynin (prefrontal) planlama/kanıt tartma işlevlerini baypas eder.

 

Muhalefette belirginleşen bu zihin yapısı, korku ve alışkanlıkla beslenen kayıp kaçınması ile kısa-vade yanlılığı yüzünden geleceğin büyük kazanımlarındansa bugünün küçük rahatını tercih ediyor. Sürüngen beyin–limbik sistem hattı, zaman alan  ama stratejik getirisi yüksek yatırımların (ör. KAAN, Ar-Ge, altyapı) gözden düşürmeye çalışırken, hemen görünür fayda veren çözümleri (ör. “Kent Lokantası” türü adımlar) ödüllendiriyor, alkışlıyor.

Bu korku siyaseti —kayıp kaçınması (kaybın acısı kazançtan güçlü), negatiflik yanlılığı (olumsuza odaklanma), statüko yanlılığı (mevcudu koruma), felaketleştirme (en kötü senaryoyu gerçek sayma), çerçeveleme etkisi (sunuş şekli algıyı belirler), temel atıf hatası (yapısal nedenleri görmezden gelip niyete yıkma), erişilebilirlik sezgisi (en kolay hatırlanan örneği genelleme), onaylama yanlılığı (kendi kanaatini doğrulayanı seçme), güdülenmiş akıl yürütme (kimlik/duygu için veriyi eğip bükme), sıfır-toplam yanılgısı (birinin kazancı diğerinin kaybıdır sanma)— muhaliflerin olayları şöyle okumasına yol açıyor:

  • “Barış süreci = ülke bölünüyor”
    Felaketleştirme + statüko yanlılığı + kimlik tehdidi algısı: Belirsizlik → “maksimum kayıp” senaryosuna sıçrama; mevcut düzeni bozacak her adımı varoluşsal risk gibi kodlama.
  • “Suriye’deki başarı/yeni düzen = İsrail’e yaradı”
    Çerçeveleme + onaylama yanlılığı + temel atıf hatası: Çok aktörlü sahayı tek niyete indirgeme; uygun veriyi büyütüp tersini yok sayma; yapısal zorunlulukları görmeyip “kasıt” atfetme.
  • “Göçmenler ülkeyi ele geçirecek”
    Erişilebilirlik sezgisi + temsililik yanılgısı + ahlaki panik: Tekil olumsuz vakalar yoğun tekrar edilince genel gerçeği temsil ediyormuş gibi görünür; toplumsal tehdit hissi şişer.
  • “ABD ile stratejik ticaret = haraç”
    Sıfır-toplam yanılgısı + çerçeveleme + kayıp kaçınması: Karşılıklı bağımlılığı oyun olarak değil “tek taraflı kayıp” çerçevesinde görme; olası uzun vadeli kazançları “derhal kayıp” korkusu bastırır.
  • “KAAN’ın prototipinde ithal motor = biz bir şey yapamıyoruz”
    Sonuç yanlılığı + temel atıf hatası + kısa-vade yanlılığı: Aşamalı yerlileşme mantığını görmezden gelip tek anlık duruma bakarak hüküm verme; teknik/sertifikasyon zorunluluklarını “yetersizlik/niyet”e yıkma.
  • “Trump Erdoğan’ı övdü = Erdoğan’ı kullanıyor”
    Güdülenmiş akıl yürütme + onaylama yanlılığı + düşman-homojenliği yanılgısı: Mevcut inancı korumak için veriyi niyete bükme; karşı tarafı tek parça ve tek niyet gibi görme.


Bu kalıplar, sürüngen beyin–limbik sistem hattının “hızlı, duygulu, kısa yol” tercihini besler; korku ve alışkanlık, uzun vadeli plan/stratejiyi (prefrontal işlevleri) perdeleyerek otomatik red üreten bir siyasal algı döngüsü kurar.

22 Eylül 2025 Pazartesi

İlk dönemin barikatlarında düşse bambaşka bir ülke olacaktık; E-muhtıradan 15 Temmuz’a, AK Parti’nin sivil düzen inşası


Ulusalcı vesayetle paralel vesayetin art arda sahne aldığı dönemde, AK Parti’nin halk desteği ve reel politikle harmanladığı strateji sayesinde devletin yönetim mimarisini sivilleştirme ve konsolide etme çabasının öyküsü
---------
1990’lar: Vesayet Krizi ve Partner Değişimi;
Vesayet Sisteminin Krizi
1990’lı yıllar Türkiye’de hem ekonomik hem siyasal krizlerle geçmiştir. 28 Şubat 1997 müdahalesiyle Refah Partisi iktidardan uzaklaştırılmış, medya kampanyalarıyla “irtica” tehlikesi gündeme taşınmıştır. Bu dönem, post-modern darbe kavramıyla literatüre geçmiştir.
ABD’nin Partner Değişimi;
Türkiye, 1948’den itibaren Marshall Planı ve NATO üyeliğiyle ABD’nin yakın müttefiki olmuştur. Ancak 1990’ların sonuna gelindiğinde, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki bazı Kemalist subaylar, yükselen ulusalcılık eğilimine yönelmişlerdir. Ulusalcılık, Batı karşıtı ve Avrasyacı politikaları savunan; Rusya ve İran’la yakınlaşmayı öneren bir ideolojik yönelimdi.
Bu durum ABD açısından sorun oluşturmuştur. Washington, güvenilir müttefik olarak gördüğü Kemalist kadroların Batı’dan uzaklaşması nedeniyle yeni partneri devreye almıştır. Bu yeni partner, 1980’lerden itibaren emniyet, yargı ve askeriyede örgütlenen 90’lardan sonra Orta Asya’da birlikte çalıştıkları Fethullahçı Yapılanma (FETÖ) olmuştur.
-10 Ocak 1999 günü Atatürkçü Aydınlık Gazetesi ‘’Fethullah Emniyeti Ele Geçirdi’’ manşetiyle çıkmıştı. Nokta dergisi 1986’da Fethullahçı grubun askeriyeye sızdığı haberleri yapıyordu. 2016’da darbe girişiminde bulunan 126 generalin o rütbeye çıkmış olması için 80’lerde harp okuluna girmiş olmaları ve rutin terfilerini almış olmaları gerekiyordu. -
________________________________________
2002: AK Parti’nin İktidara Gelişi;
Siyasal Zemin
Halkın seküler tarafta son ümidi olan Ecevit’in başbakanlığı döneminde 2001 ekonomik krizi, 22 bankanın içinin boşaltılıp batırılışı ve koalisyon hükümetlerinin başarısızlığı, halkı yeni bir siyasi aktöre yöneltmiştir. Batan bankaların sahibi holdinglerin yönetim kurullarında generallerin yer alması dönemin tipik çarpıklıklarındandı.
60'lardan beri gelen ve her seçimde istikrarlı şekilde büyüyen siyasi geleneğin tabanına oturan AK Parti, 2002 seçimlerinde tek başına iktidara gelmiştir. Bu, halkın vesayet sistemine karşı verdiği en güçlü cevaptır.
İlk Stratejiler
AK Parti iktidarının ilk yıllarında üç temel strateji göze çarpar:
1. AB Reformları: Demokratikleşme paketleriyle askeri vesayetin alanı daraltılmıştır.
2. Ekonomik İstikrar: Serbest piyasa ve yabancı sermaye yatırımlarıyla ekonomik büyüme sağlanmıştır.
3. Toplumsal Meşruiyet: Halk desteği sürekli artırılmış, seçim başarıları tekrarlanmıştır.
Bu dönemde Batı ile ilişkiler, vesayet odaklarını dengelemek için pragmatik şekilde kullanılmıştır.
________________________________________
Batının Ak Parti’ye İlgisinin Sebebi;
90’ların sonunda Afganistan ve Çeçenistan savaşları bitince on binlerce genç ülkelerine dönmeye başladı; bir kısmı emperyalist ülkelere karşı intikam saldırılarına yönelince Batı’da ciddi bir panik doğdu. (Onların tanımlamasıyla İslami terör) Tam bu iklimde AK Parti iktidara geldi ve Batı, radikalizme karşı “ılımlı” rol modeli olarak AK Parti’yi vitrine çıkarıp Türkiye’deki İslami siyaset başarısını örnek gösterme planları yapmaya başladı (BOP) . Erdoğan’ın daha başbakan olmadan Avrupa–ABD turunda gördüğü yoğun ilgi de bu stratejiyle bağlantılıydı.
---------
Vesayetin Engelleme Girişimleri;
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Yüksek Mahkemelerin Demokratikleşme Engelleri
Çok sayıda engel çıkartıldı, çarpıcı iki tanesi;
2004’te AK Parti, YÖK’ün yapısını küçültüp sadeleştiren, üniversite yönetiminde temsil/hesap verebilirliği artıran ve katsayı adaletsizliğini düzeltmeye yönelik değişiklik paketini Meclis’ten geçirdi. CB Sezer veto ederek yasayı TBMM’ye iade etti.
YÖK’ün katsayı eşitlemesine ilişkin kararları 2009 ve 2010’da Danıştay 8. Dairesi tarafından iki kez durduruldu.
----------
2002-2010 arası dönemde hükümetin TSK terfi ve tayinlerine sıfır etkisi olabiliyordu. Aynı şekilde yargıdaki terfi ve tayinlere HSYK bakıyordu hükümetin bu alana da etkisi çok çok sınırlıydı. HSYK’nın oluşumu da hükümet kontrolünde değildi. Dolayısıyla Fetö’nün buralardaki yükselmesi hükümetten bağımsız yürüyordu.
Ulusalcılık ve TSK’daki Dönüşüm;
2000’lerin başından itibaren TSK içinde ulusalcı eğilimler güç kazanmıştır. 2002 yılında Harp Akademileri Komutanlığı'nca düzenlenen "Türkiye'nin Etrafında Barış Kuşağı Nasıl Oluşturulur?" konulu sempozyumda Genelkurmay Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın "Türkiye'nin, Rusya Federasyonu ve İran'ı da içine alacak şekilde bir arayış içerisinde olmasında fayda buluyorum.’’ O dönemde ulusalcıların akıl hocası Prof. Dr. Erol Manisalı da konuşmasında, ‘’AB'nin, Türkiye'yi hiçbir zaman dışlamayacağını, ancak içine de almayacağını ifade ederek, "AB kesinlikle Hıristiyan kulübüdür’’ demişti.
Emekli Büyükelçi Turgut Tülümen de, Orgeneral Kılınç'a yakın sözler söylemişti. Tülümen, "Ortadoğu'da Türkiye, İsrail, Mısır ve İran yakınlaşır, bu Rusya'yı da kapsarsa çok olumlu bir hareket başlamış olur" demişti.
Dönemin havası buydu. Türkiye TSK vesayetinin etkisi altındaydı ve en yüksek rütbeli askerler Türkiye’yi Ortadoğu ve anti demokratik ülkeler ile kaynaştırmak istiyordu.
Bugünün gençleri Ak Parti’nin aslında ülkenin yüzünü askeri vesayete direnerek demokratik dünyaya çevirdiğini bilmezler bunu yaşı yetenler de unutmuş gibi yapmaktadır.
Bu ulusalcı hava üsten aşağı herkesi etkiliyor Ahmet Kaya sanatçıların ödül aldığı bir gecede linçe uğruyordu.
Orhan Pamuk 2006’da Nobel aldığında liberal ve muhafazakâr çevrelerde Pamuk’un ödülü bir “kültürel kazanım” olarak değerlendirilirken, ulusalcılar nezdinde, bu başarı “Batı’ya yaranmanın karşılığı” olarak damgalandı. O dönemlerde üç yüz bine yakın gençle Anıtkabir'de son bulan yürüyüş düzenleyen TGB (Türkiye Gençlik Birliği), Orhan Pamuk’u “vatan haini” ilan eden protestolar yapmıştı.
Bununla beraber bağımsızlık nutukları atan bu çevreler Erdoğan’ın Davos’taki ‘’one minute’’ çıkışına ‘’İsrail’le kriz Türkiye’yi yalnızlaştırır’’ şeklinde tepki gösterdiler.
Vesayet Düzeninde Dönüm Noktası;
2011’de Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner’in kuvvet komutanlarıyla birlikte toplu istifası, Ankara’daki güç dengelerini bir anda altüst etti.
Fetö'nün hiç istemediği bu kopuş, örgütün “mevcut statüko içinde kalarak” TSK’yı içeriden çözme planını boşa çıkardı; onların hesabına göre Kemalist statükonun tasfiyesi artık sadece zamana kalmıştı. İstifaların ardından Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanlığı’na gelmesi ise AK Parti açısından bir eşik oldu: TSK’daki klasik vesayet halkası kırıldı ve hükümet, iki tarafla da bağlantısız olan Necdet Özel ile ilk kez komuta zinciri ile atamalarda gerçek bir inisiyatif yakaladı.
Fetö ile asıl mücadeleyi verecek isim olan Hulisi Akar’a atama teamülleri kısmen kırılarak Genelkurmay Başkanı olma yolu açıldı. 2013 YAŞ’ta Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirildiğinde Akar 2011’de orgeneralliğe yükselmiş, rütbede 2. yılını dolduruyordu ve daha önce “ordu komutanlığı” yapmamıştı; TSK tarihinde Cevdet Sunay’dan sonra ordu komutanlığı yapmadan KKK olan ikinci isim olarak not düşüldü. Bu, klasik kıdem–görev çizgisine istisnaydı. Akar 2015’te Genelkurmay Başkanı oldu.
Akar’ın Genelkurmay başkanlığında 2016 Ağustos YAŞ kararlarıyla büyük bir Fetöcü tasfiyesi planlandığı için 15 Temmuz’da darbe girişimi geldi.
________________________________________
FETÖ ile Zorunlu Yol Arkadaşlığı
Kavramsal Ayrım: FETÖ ve İslamcılık
Burada önemli bir kavram ayrımı yapılmalıdır:
• FETÖ (Paralel Yapı): Takıyye, gizlilik ve örgütsel hiyerarşiyle devleti ele geçirmeyi amaçlayan; dini söylemleri araçsallaştıran bir yapıdır.
• İslamcılık (Muhafazakâr Devrimcilik): Boyun eğmeyen, halk iradesini esas alan, çağın araçlarını kullanarak toplumunu (ülkesini) güçlendirmeyi dini bir vecibe gören toplumsal-siyasal harekettir.
Bu iki yapı tarih boyunca sürekli çatışmış; Kemalist vesayet İslamcılığın büyümesini durdurmak için 2002 öncesinde Gülencileri hep desteklemiştir.
2002–2011: Zorunlu Birliktelik
AK Parti, iktidarının ilk döneminde hem Kemalist vesayetle hem de FETÖ ile aynı anda mücadele edemeyeceği için, geçici bir denge siyaseti izlemiştir. FETÖ, özellikle yargı ve emniyetteki örgütlenmesiyle Kemalist vesayeti sınırlarken, AK Parti de demokratikleşme adımlarını ilerletebilmiştir.
________________________________________
Çatışma Dönemi: 2010–2016
2010 yılında HSYK üyelerinin seçiminde Gülenci grup Yargıda 4.000’i aşkın mensubuyla tek liste üzerinde birleşti ve Ak Parti’nin önerilerini dikkate almayarak ilk isyanını başlattı. Fakat bu durum o dönemde basına çok yansımadı.
MİT Krizi (2012)
FETÖ’nün gerçek niyetini açığa çıkaran ve kamuoyunun gözünün önünde yaşanan ilk büyük olay, 7 Şubat 2012’deki MİT Krizi olmuştur. Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılması, devletin kalbine yönelik bir operasyondu. Bu girişim, AK Parti–FETÖ çatışmasının açık başlangıcıdır.
Aynı yılın haziran ayında Türkçe Olimpiyatlarında konuşan Erdoğan ‘’gel bu hasret bitsin’’ dediğinde kavga zaten alevlenmişti. O yüzden bu söz meydan okuma olarak değerlendirilmelidir.
Gezi ve 17/25 Aralık
2013’te Gezi Parkı olayları, sokak hareketleri üzerinden hükümeti yıpratma girişimi olmuştur. Fetöcü emniyet mensupları bu olayları çadır yakarak azdırmış sönmek üzere olan sokak eylemlerini özellikle alevi gençleri öldürerek alevlendirmeye çalışmıştır.
Aynı yıl 17/25 Aralık operasyonlarıyla yargı ve emniyet üzerinden hükümete darbe teşebbüsü yapılmıştır. Bu süreçte AK Parti, “paralel yapı” kavramını kamuoyuna yerleştirmiştir.
15 Temmuz Darbe Girişimi
2016’daki darbe girişimi, FETÖ’nün devleti ele geçirme hamlesinin zirvesiydi. 126 generalin katıldığı bu kalkışma, halkın direnişiyle püskürtülmüştür. Bu olay, “halkın vesayeti sona erdirdiği” an olarak tarihe geçmiştir.
________________________________________
Medya ve Sermaye Boyutu
Demokrasi, yalnızca sandık değil; medya ve sermaye ilişkileriyle şekillenir. 1950’lerde Menderes hükümetine karşı medya manipülasyonu nasıl darbeyi meşrulaştırdıysa, 28 Şubat sürecinde de benzer bir yöntem izlendi.
Ak Parti 2002’de iktidara %90’ı ona muhalif olan medyaya rağmen gelmişti. İktidarını sürdürebilmek için bağımsız sermaye ve medya kuruluşları oluşturmak zorundaydı. Bu, demokratik mücadelenin bir parçası olarak görülmelidir.
________________________________________
Sonuç: Çarpanları Parçalayan Kaya
AK Parti’nin 20 yıllık iktidar öyküsü, vesayet zincirinin aşama aşama kırılmasıdır.
• Önce Kemalist vesayet,
• Ardından ulusalcı klikler,
• Sonra FETÖ ve ABD’nin müdahale girişimleri…
Hepsi AK Parti’ye çarpmış, dağılmıştır.
Netice;
“AK Parti’nin iktidara gelmediği yahut ilk evrede karşılaştığı direnci aşamayarak iktidarı yitirdiği bir karşı-tarih senaryosunda, Türkiye’nin ya Mısır örneğindeki gibi cumhurbaşkanları generallerden olan ve kurumsallaşmış bir askerî vesayet rejimine sahip Ortadoğu ülkesine sürüklenmesi ya da FETÖ’nün muvaffakiyeti halinde İran benzeri bir ‘dini rehberlik’ modeline evrilmesi kuvvetle muhtemeldi.”

27 Ağustos 2025 Çarşamba

Türkiye'nin Aşamadığı Bir Durum; Depremle Yaşayabilmek


Yapılması Gerekenler
1. Medyanın Yanlış Yönelimi: Her Deprem Sonrası Deprem Uzmanlarına Odaklanmak
• Deprem sonrası medyada sıkça deprem uzmanlarına mikrofon uzatılır ve "Bir sonraki deprem ne zaman?" gibi sorular sorulur. Ancak bu yaklaşım, sismolojik verilere göre çok anlamlı değildir.
• Dünya deprem tarihinde, bir büyük depremin ardından kısa süre içinde aynı bölgede ikinci bir büyük deprem yaşanması oldukça nadirdir. Bu olaylar, çift deprem olarak tanımlanır ve tarihte sadece birkaç defa olmuştur.
• Sonuç: Şu anda deprem riskinin en düşük olduğu dönemlerden birini yaşıyoruz. Bu nedenle, odak deprem tahmini değil, hazır insanların dikkati buraya odaklanmışken gündem yapısal güvenlik olmalıdır.
________________________________________
2. Medyanın Odaklanacağı Uzmanlar, Şehir Plancıları ve Yapı Mühendisleri Olmalı Onlar da İnsanlara Şunları Anlatmalı:
• Türkiye’de 2001 yılında yürürlüğe giren Yapı Denetim Sistemi, binaların deprem yönetmeliklerine uygun inşa edilmesini sağlar. Bu sistemle yapılan yapılar, statik ve dinamik yükler altında yüksek performans sergiler.
• İstanbul’un zemini ve beklenen deprem büyüklüğü (yaklaşık 7.5 Mw), yeni binaların tasarım sınırlarını aşmaz.
• İstanbul’da yeni binalarda yaşayanlar, deprem anında evleri Japon standartlarına benzer bir güvenlik düzeyine sahip olduğundan, evlerinde güvenle kalabilir.
________________________________________
4. Kahramanmaraş Depremi: Eski ve Yeni Yapıların Analizi
• 2023 Kahramanmaraş depreminde yıkılan binaların %98,5’i, 2001 deprem yönetmeliğinden önce inşa edilmiş ve standartlara uymayan eski yapılar idi.
• Zemin Faktörü: Kahramanmaraş ve Hatay zemini bilinenin üzerinde sıkıntılı zemine sahip olduğu için bazı yeni binaların da hasar almasına neden oldu.
________________________________________
5. Vatandaşların Sorumluluğu: Güvenli Konutlara Geçiş
• Deprem bölgesinde yaşayanlar, dişinden tırnağından artırıp bir an önce güvenli binalara taşınmak zorundadır.
• Vatandaş artık bu maddi gideri kabul etmelidir.
• Bu eski Türkiye’nin eksikliklerinden kaynaklanan ödenmesi zorunlu bir bedel olarak görülmelidir.
________________________________________
6. Türkiye’nin Altyapı Yatırımları
ABD ve Avrupa son 30 yılda altyapıya, köprülere, tünellere, hastanelere, okullara, demiryollarına çok sınırlı bütçe ayırırken Türkiye son 23 yılda altyapıya yüz milyarlarca dolar yatırım yapmak zorunda kaldı.
Bu yatırımlar, devlet bütçesini nasıl zorladıysa vatandaş da güvenliği için eskinin eksikliklerini gidermek zorundadır.
________________________________________
7. Devletin Stratejik Hatası: Dönüşümü Üstlenmek
• Devlet, deprem dönüşümünü tek başına üstlenmeye çalışmaktadır; ancak bu, mali ve lojistik açıdan sürdürülemez bir yaklaşımdır.
• Çözüm Önerisi: Yasal düzenlemeler ile vatandaşlar binalarını dönüştürmeye zorlanmalı, bu süreç bireysel sorumluluğa dayandırılmalıdır.
------------------------------------------
8. Hem Devletin Hem Vatandaşın Bütçesini Zorlamadan Bunun Yapılmasının Bir Yolu Var.
İstanbul’a Özel Çözüm: Arsa Takası
• İstanbul’da arsa kıtlığı ve çevresinin ormanlarla kaplı olması, kentsel dönüşümü zorlaştırıyor.
• Teklif: İstanbul’un doğu ve kuzeyinde Karadeniz kıyısındaki devlet arazileri (orman alanı sayıldığı halde orman niteliği taşımayan çalılık ve ağaçsız alanlardır), imara açılarak bir kısmı merkezdeki eski bina sahiplerine zorunlu takas yoluyla verilecek, bir kısmı da devlet tarafından inşaat firmalarına kat karşılığı verilecek kamunun malı olan daireler vatandaşa kiraya verilecek.
• Avantajlar: Anayasa değişikliği gerektiren bu planla şehir genişler, nüfus yoğunluğu azalır, depreme dayanıklı ve planlı semtler oluşur, hayatlar kurtulur ve Türkiye’nin uluslararası itibarı korunur.

PKK’nın Fesih Kongresinde Lozan ve 24 Anayasası Vurgusu


Bildirgede şöyle geçiyor; “PKK; kaynağını Lozan Anlaşması ve 1924 Anayasası’ndan alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı…’’
Bunun sebebini 1. Dünya savaşı sonrasına dönersek görürüz.
İngilizler ve Fransızlar 1. Dünya savaşından sonra çıktıkları ülkelerde öyle sorunlar bıraktılar ki 100 yıldır bu ülkeler bu sorunlarla boğuşuyor.
Hindistan-Pakistan ayrışmasında İngilizler, Keşmir’in statüsünü belirsiz bırakarak kalıcı bir çatışma yarattı.
Suriye’de Fransızlar azınlık olan Nusayrileri askeriyede ve devlette güçlendirdi ülkeyi onların yönetiminde bıraktı,
Irak’ta azınlık Sünnilere bıraktılar.
İngilizler, Sri Lanka’da Tamil azınlığı (nüfusun %15’i) eğitim ve bürokraside güçlendirdi, Sinhala çoğunluğa (%75) karşı avantaj sağladı.
İngilizler, Nijerya’yı kuzeydeki Müslüman Hausa-Fulani, güneydeki Hristiyan Igbo ve Yoruba gibi farklı etnik grupları tek bir sömürge yönetimi altına aldı. İngilizler, kuzeydeki Müslüman elitleri yönetimde tercih etti ve güneydeki Igbo’ları eğitim ve bürokraside güçlendirdi. Bu, etnik gruplar arasında rekabet ve çatışmalara sebep oldu.
Türkiye de aynı bu ülkeler gibi İngiliz’in zokasını yuttu ve 100 yıldır sıkıntı yaşıyor.
Lozan dar gömleğinin iki düğmesi daha Atatürk döneminde söküldü atıldı. Boğazlar ve Hatay Lozan’da kaybedilmişti sonradan alındı.
Benzer şekilde bizi dar kalıba sokacak Lozan maddeleri ve bize çizilen küçük iddiasız devlet prangası ilelebet uyacağımız zorunluluklar değildir.
Bu bağlamda Yapay Zekaya sordum; Türkiye resmi tarihinden değil Avrupa kayıtlarından cevap vermesini özellikle belirttim.
İngilizlerin işgali ve çekilmesi Osmanlı’yı Yıkıp Irkçı, Seküler, Zayıf Bir Türk Devleti Kurma Planı mıydı?
Yapay Zekanın Cevabı
Bağlam ve Analiz:
• Osmanlı’nın Parçalanması: Tarihçi Erik Zürcher, birleşik bir Osmanlı devletinin İngiliz çıkarlarını (Musul’un petrolü, Süveyş Kanalı) tehdit ettiğini belirtiyor. Küçük, Anadolu’ya sıkışmış bir Türk devleti, bu tehditleri ortadan kaldırırdı.
• Milliyetçi Devlet Modeli: Lozan (1923), Osmanlı’nın yerine sınırları küçültülmüş bir Türk devletini tanıdı. İngiliz diplomatik yazışmaları (örn. Curzon’un notları), Türk milliyetçiliğinin, pan-İslamist veya pan-Türkist bir imparatorluktan daha az tehdit oluşturduğunu gösteriyor. Mustafa Kemal’in seküler milliyetçiliği, bölgesel iddialardan uzak, içe dönük bir devlet yarattı.
• Kürtçenin kamusal alanda yasaklanması, köy isimlerinin Türkleştirilmesi ve isyanların sert bastırılması (Şeyh Said İsyanı 1925, Dersim 1937-38), devlet-Kürt toplumu arasında derin bir uçurum yarattı.
• Cumhuriyet, Osmanlı’nın gevşek idari yapısına karşı aşırı merkeziyetçi bir devlet kurdu. Bu, özellikle Kürtlerin yoğun olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yerel kalkınmayı geciktirdi. Bölge, ekonomik yatırımlardan mahrum bırakıldı ve güvenlik odaklı politikalarla yönetildi.
• Ayrıca, 1930’larda Kürt köylerinin zorla göç ettirilmesi (İskân Kanunu, 1934), toplumsal kopuşu derinleştirdi.
• İnkılapların Rolü: Cumhuriyet’in erken dönemde gerçekleştirdiği inkılaplar (hilafetin kaldırılması, şapka devrimi, laiklik reformları), toplumun bazı kesimlerini (özellikle dindar ve Kürt grupları) devlete karşı kışkırttı. Şeyh Sait İsyanı, bu reformlara bir tepki olarak ortaya çıktı ve dini ve Kürt kimliği taleplerini birleştirdi.
• Atatürk’ün modernleşme vizyonu, kılık-kıyafet (Şapka Devrimi, Latin alfabesi) gibi sembolik reformlara öncelik verirken, ekonomik kalkınma ve toplumsal uzlaşı gibi yapısal sorunlar ikinci planda kaldı. Bu reformların hızlı ve tepeden inme uygulanması, kırsal ve dindar kesimlerde devlete karşı yabancılaşmayı artırdı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik olarak ihmal edilmesi, bölgesel eşitsizlikleri körükledi ve kalkınmayı geciktirdi.
Ve Yapay Zekanın Sonuç Analizine Dikkat!
--------------------------------
Sonuç olarak, Türkiye’de İngilizlerin böl-yönet politikaları, Cumhuriyet’in asimilasyon ve laiklik odaklı reformlarıyla birleştiğinde, Kürt meselesi, dini-mezhepsel gerilimler ve kalkınmada gecikmeler gibi sorunlar ortaya çıktı. Musul’un kaybı, bu süreçte hem İngiliz çıkarlarının hem de iç çatışmaların bir yansımasıydı. Türkiye, güçlü bir bağımsızlık mücadelesiyle sömürgeci planları büyük ölçüde boşa çıkardı, ancak sömürge sonrası miras, devlet-millet ilişkilerinde kalıcı izler bıraktı. Bu, diğer sömürge sonrası ülkelerdeki etnik, dini ve bölgesel çatışmalarla ortak bir kaderi yansıtır.
-------------------------------
Netice olarak şu gerçeği artık kabul edelim. İngilizler diğer işgal ettikleri ülkelere yaptıkları gibi bize de deli gömleği giydirip gittiler.
Bize diğer ülkelerden daha zor bir sıkıntı bıraktılar. Bizi dar kalıplara sokan, ayrışmalara sebep olan bütün uygulamaları Atatürk ilkeleri adı altında koruma altına aldılar. Atatürk’ü de dünyada eşi olmayan bir kurtarıcı şeklinde ulaşılmaz bir figür haline getirdiler.
Bu konuda demokratik ülkeler gibi normalleşmediğimiz sürece temel sorunlarımızı çözmemiz çok zor olacaktır.

Sosyalist Enternasyonal Toplantısı ve Biz Ne ile Karşı Karşıyayız.

 

Biz sosyalistlerin tarih boyunca yalanı çok büyük bir başarıyla, propaganda malzemesi olarak kullanmış olmalarını çok hafife alıyoruz.
Komünist devletlerde yalan, propaganda aracı olarak rejimin otoritesini sürdürmek ve halkı kontrol etmek için sistematik bir şekilde kullanılmıştı.
Şimdi CHP’liler sosyalist/komünist değil itirazları gelmesin. Solculuk özellikle de Müslüman ülkelerde dönemine göre başka isimler alsa da zihniyet hep aynıdır. Halk Fırkası/Şeflik/Baas/Şahlık hep aynıdır. Bunların Esed’i bile kendilerinden saydıklarını unutmayalım.
Örnekler
• Sovyetler Birliği - Stakhanov Hareketi (1930'lar): Sovyetler Birliği'nde, madenci Aleksey Stakhanov'un bir vardiyada olağanüstü miktarda kömür çıkardığı iddia edilerek bir propaganda kampanyası başlatıldı. Devlet, Stakhanov'un verimliliğini abartarak işçileri daha fazla çalışmaya teşvik etti ve "Stakhanovculuk" bir hareket haline getirildi. Ancak, bu başarı hikayesinin büyük ölçüde kurgu olduğu, çalışma koşullarının ve rakamların manipüle edildiği sonradan ortaya çıktı. Amaç, işçi sınıfını motive etmek ve sosyalist sistemin üstünlüğünü göstermekti.
• Çin - Büyük İleri Atılım (1958-1962): Mao Zedong'un Büyük İleri Atılım kampanyası, Çin'in tarım ve sanayi üretimini hızla artıracağı iddiasıyla başlatıldı. Devlet, köylülere ve yerel yöneticilere üretim rakamlarını abartmaları için baskı yaptı. Resmi raporlar, rekor düzeyde tahıl üretimi olduğunu iddia ederken, gerçekte milyonlarca insan kıtlık nedeniyle öldü (tahminler 15-45 milyon arasında değişiyor). Devlet, bu felaketi gizlemek için yalanları ve propagandayı sistematik bir şekilde kullandı, dış dünyaya "başarı" hikayeleri sundu.
• Kuzey Kore - Kim İl-sung ve Kim Jong-il Mitolojisi: Kuzey Kore, liderlerini tanrısal figürler olarak yüceltmek için propaganda yalanlarını yoğun bir şekilde kullanır. Örneğin, Kim İl-sung'un doğumuyla ilgili efsaneler (çift gökkuşağı çıktığı, bir yıldızın doğduğu iddiaları) veya Kim Jong-il’in golf oynarken 38 vuruşla rekor kırdığı gibi absürt hikayeler devlet medyası tarafından yayılmıştır. Bu yalanlar, liderlerin karizmasını artırmak ve halkın sadakatini sağlamak için kullanılır.
• Doğu Almanya - Berlin Duvarı Propagandası: Doğu Almanya, Berlin Duvarı’nı (1961-1989) “anti-faşist koruma bariyeri” olarak adlandırarak, duvarın Batı’nın etkilerine karşı bir savunma olduğu propagandasını yaptı. Gerçekte ise duvar, vatandaşların Batı’ya kaçmasını engellemek için inşa edilmişti. Devlet, bu gerçeği gizlemek için yoğun bir propaganda kampanyası yürüttü ve duvarı aşmaya çalışanların öldürülmesi gibi olayları örtbas etti.
CHP her zaman Sosyalist Enternasyonal’in üyesi olduğunu gururla söyler.
Bugünlerde CHP aynı bu taktiklerle battığı çukurdan çıkmaya çalışıyor ve tabanı yine buna aldanıyor. İlk değiller daha önce yüz milyonları aynı taktiklerle kandırmışlıkları vardır.
Gelelim esas mevzuya.
Halk Fırkası/CHP 1. Dünya savaşı sonrasında, bu milletin yetişmiş nerdeyse bütün devlet adamlarının ve askerlerinin ortak hareketiyle yeniden kurduğu devlete aynı propaganda teknikleriyle çökmüştü.
Yaptıkları yalan propagandalar ile ve yücelttikleri bir kişi üzerinden 90 yıl boyunca devlete çöktüler.
Son 15 yıldır bu temizlik yapılıyor, yaşadığımız sancı budur. Son bir hamle kaldı onun erkene alınmasını da sağ olsun CHP’lilerin hunharca yolsuzluğu ve yağmayı savunmaları sağlıyor.

İslami Aktivistin Özellikleri

  1) İnancı ciddiye alma: Tevhid merkezli hayat; ibadeti ve ameli “omurga” kılma. En’âm 6:162 “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim, h...